03 Temmuz 2008 Perşembe

Hayatımızın en önemli kararı.. en doğru kişiyle..

Öyle bir karar aldık ve öyle önemliki.. okadar heycan verici ve heyecan verici olduğu kadar mutluluk vericiki.. dualarım senin içindi senden önce, şimdi seni yaşıyorum.. dualarım BİZ im için şimdi, hayatımı paylaşıyorum..


[Caption]

02 Temmuz 2008 Çarşamba


once up on a time while ı was at cambodia
which is near to sumatra
ı saw the girl
whom ı prayed for
the night before
she is the girl for me

her eyes, her smile
makes me happy

my heart will explode

this called love

and ı must be hurry

ı've learned her name
her name is Burcu
it means very good smell

as her skin smells too
her hands are like cotton
softer than cotton
her eyes are like sea
blue(r) than sea

her heart likes my heart

full with a love
which is growing ever day

bigger and bigger and bigger ı say



I would like to say that
This is a true story
about us

İ fell in love
with a green eyed man
This took time but
now i know

This was the best decide
i’ve ever made.

He was my dream
Now i live him
As i always say

no matter where we are ,
the world is spinning around us

when we are together,
nothing is matter

a feeling of peace

you made me feel so

a feeling of love

you made me feel so
this is real
i whsiper in your ear

every day i love you
more and more

11 Mart 2008 Salı

yalın- cumhuriyet, en birinci şarkı ağla sevdam, 23, 31.05, where ever you will go , BT 1 Mart , sıcak çikolata, ......

Ayın 23 üydü, Çarşamba.. soğuk kış aylarından biriydi, kar yağmamıştı doğru düzgün, yağsın diye bekliyordum,herkes bekliyordu..bundan 1-2 ay öncede, daha önce yapmadığım bir şey yapmıştım..aklımdan çıkmayan birşey.. sonucunu belki de bilebile… gidip bir fotoğrafın altına, baktığımda etkilendiğim bir fotoğrafın altına yorum yazdım.. “havai fişeklerin yerinde olmak isterdim”.. çünkü okadar güzel bakıyordun ki gökyüzüne, orda olmayı istemekten başka bir şey düşünemedim.. ilk defa yaptım..ve onuda yanlış yapıtğımı düşündüm..

Bilemezdim bunun yaşayacağımız “ilk” lerin başlangıcı olacağını.. ama farklı bir ilkti. Genelde hep güzel ilklerle başlardı çoğu şey insanların hayatlarında, ancak benim ilk'im farklıydı, bu sefer öylede olmalıydı, kimseninkine benzememeliydi, ve sildin beni J.. silmen moralimi bozmuştu ama üstüne gidemedim, çünkü yaptığın olması gerekendi..ve sen farklıydın bunu gösterdin.. bir şey diyemedim, utandım.. aslında utanılacak bir şey değildi belki yaptığım, çünkü samimiydi ve içtendi, zaten öyle olmasa yazmazdım da..

Bir süre sonra, yani 23 Çarşamba akşamı,aylardan Ocak, aldığım mailini, msn e ekledim , hangi ceseratle diye sorma, oldu işte, ister delisin sen de , ister başka bir şey, dedim ya o heyecanı yitirmemiştim hiç içimdeki, ve yine belkide beni silmenden yola çıkarak msn de aynısı olacağını bilebile ekledim seni.. burada Burak ‘ a ayrıca teşekkürlerimi ve sevgimi iletiyorum , onun sayesinde benimle, benim uzuuun cümlelerime en azından karşılık veriyordun.. ayın 23’ü 23’ün esrarengiz gizemni jim carrey’ nin filmini bile konuşmamıza sebep olmuştu seninle.. bizimi takip ediyordu diye J .. .. tesadüf diyebilirim yazımın şu bölümünde.. ancak bu tesadüf kelimesini bir daha telaffuz etmeyeceğim, çünkü olmadığı açıkça gösükmeye başlıyor şimdilerde..

Uyku düzenim değişmişti, ama fedakarlık isterdi BİZ diyebilmek, ve o heyecanı eğer seninde duyguların aynı şekilde gelişirse sanda yaşatabilmek, 00.00 dan önce uyumuyordum artık seninle konuşabilmek için, hatta çoğu günler saat 2.30 – 3 hatta sabahın 4 ünü buluyordu ve ben 9 da işte olmalıydım.. gezmeye çağırdıklarında gitmiyor, halısaha maçlarını red ediyordum, eve daha erken ve seri dönüyordum eve artık işten ve gittiğim yerlerden.. evet belki çok büyük fedakarlıklar değil, biliyorum, ama buda bir başlangıçtı her şey için..

Biraz olsun beni ben gibi görmeye başladığında ,tanımaya başladığında, belki güvenmeye başladığında, en sevdiğin şarkılardan bir tanesini göndermiştin bana sen o şarkıyı gönderdiğin günden bir gün önce ben arabada aynı şarkıyı son sesle dinlemiştim.. şarkının adını bilmediğimden, indirme şansım olmamıştı ama , sen..sen en sevdiğin şarkılardan birisi olarak benim o son ses harika diyerek dinlediğim şarkıyı göndermiştin.. ve şarkının adı WHERE EVER YOU WİLL GO idi.. ikimizde şarkının başındaki gitarın melodisinden bahsediyorduk .. birbirimizden habersiz, beğeniyle dinlemiştik.. ama şimdi paylaşmtk seninle..

Artık tesadüf olmaktan çıktığını düşünüyordum yavaş..çünkü 31.05 doğum günümüZ, Where ever you will go, 23 J , birbiri ardına geliyordu, birer birer , merdiven gibi yukarıya taşıyordu sanki..

Paylaşımımız büyüdükçe seninle, daha önce hissetmediğim bu en başından beri gelen heycanım artıyordu, yüsümdeki tebessüm göslerimde parıltıya dönüştüğünden , evde , işyerinde farklılığı hissediyordu herkes ve soruyorlardı ..

Bir şeyler olmalıydı yine, böyle güsel devam ederken ve edecekken her şey…

bir merdiven daha atılmalıydı sanki önümüze.. tam o sırada ağzında sigarasıyla otobüs şöförü sahnedeydi, orda olmayabilirdi, ona sormayabilirdim, ama oldu.. ortaköye hangi otobüsle gidebilirz diye sormuştum, taksimdeydik senin harika gülüşünü görmemi sağlayan, konuşmasını yapmıştı otobüs şöförü ağzında ki sigarayı hiç çıkartmadan..”bohohehey dt1”.. bu inanılmaz cevaptan sonra çok gülmüştük..

gülüşünü ve gözlerini gülerken gördüğüm ilk andı.. daha sonra bir ilerdeki otobüsün numarasının altına baktığımızda ortaköyden geçiyordu.. ancak dt1 değildi, BT1 di.. dedim ya bir merdiven daha çıkılmalıydı, biz farkında değildik, ancak her şeyi tesadüften bir adım daha öteye götüren şey tam karşımısdaydı, BT1..anın telaşı ve seninle paylaşmanın verdiği heyecanla farkında değildim ben.. sende öyle.. burada bir kez daha BURAK’ a teşekkür ederim ki , önmüzde bariz duran bu merdiveni biz çıkarken fark etmemiştik, ancak o gösterdi..

BT1..neydi bu..ne anlamı vardı.. 23, 31.05, where you will go şimdi sırada BT1 ..peki bu neydi.. Biz diyorum artık.. Bizi tesadüften bir adım öteye götüren BT1 , Burcu Talha 1 di..Bizi söylüyordu.. ve 1 Martın 1 i.. 1 Mart .. ilk buluştuğumuz gün..

1 Mart.. ilk buluştuğumus gün , beni 3o dakika kadar beklettiğin ve ben bekledikçe heycanımın arttığı , artık kulaklarımda dın dın..dın dın diye sesler duymaya başladığım gün.. 30 dakika beklemiştim , bir 30 dakika hatta daha fazla da rahat rahat beklerdim, rahat rahat derken, hiç itirazsız beklerdim.. çünkü benimle buluşmak için 1-1.30 saatlik yoldan geliyordun.. ve dönüşte beklide daha uzun bir yolculuğu göze alarak gelmiştin cumartesi trafiğinde.. o yüzden pek bi önemli değildi beklemem.. ki o trafik hiç olmamıştı giderken, rahat ve kısa süre içinde varmıştın bahçeşehire J

Bilindik bir kafeye oturmuştuk, muhabbetimiz, paylaşımımız her zamanki güzelliğindeydi ve gülüyordun J , ben heycanlıydım,belli oluyordu heycanım.. kalkıp bir şeyler almaya gittiğimizde, söylediğin içecek, benim o tip yerlere gittiğimde nerdeyse tek içtiğim şeydi ve sende onu çok seviyordun..Sıcak çikolata..

Biz golleri atmaya başlamıştık hayata karşı daha ilk başta,belki karlı takımları helede gs-fb gibi farklı 2 takımı tutuyorduk ama bu bile inanılmaz güzel bir paylaşıma yol araçtı aramızda.. farkıda giderek ve giderek açıyorduk hiç kapanmayacak hale gelmesi için hayata karşı.. gs-fb maçı demişken yukarda, senin fenerbahçeyi gerçekten hatırım için desteklediğin 2 sevilla maçı.. özellikle 2.si, 2-0 malupken bile seninle asla mutsuzluğu yaşamayacağıma inanarak attığım, 2-0 ama, eleyeceğiz biz bu takımı mesajı.. ve maçın uzatmalara gidip penaltılarda almamızda unutlmazlar arasında yerini almıştı ve hepsini liste halinde tutalım bunların :), dediğin gibi kimsede yktur böyle bir liste ve olmasında saten..

Ortaköye vardığımızda deniz sevgimizden bahsetmiştik ikimizde, bitirmediğimiz 2 kumpir sonrasında demlenmek bilmeyen o ıhlamur J " abi sen paketi getir ancak olcak bu" J ve yine seninle geçen güzel bir gün daha ..diğerinden daha güzel..ve herbiri bir öncekinden daha güsel olacak olan inş... hani klasik olark frekans , elektrik vb şeyler söylenir, biz ne varsa bu konuyla ilgili hepsini tutturduk tutturuyoruzda...

Biz seninle, güveni, paylaşmayı, samimyeti, sağladık , ve birde bize yardım eden bir şey var ki merdivenleri diziyor önümüze bir bir.. bize sadece görmek kalıyor ve duygularımız.. hissettiklerimiz.. inşallah..

Baktığımda Hayatımda ki tek kız,

Usulca oracıkta duran kız kulesi idi,

Razıydı öylece durmaya.. her an,

Camımdan her an uçup gidecek bir kuş gibi,

Uçup gitmesine izin verdim ve Seni kıskanıyor durduğu yerden şimdi..

şu an hissettiğimi şu an söylemem gerekiyor.. seninle ilgili hiçbirşeyi ertelemek gibi birşey düşünmüyorum, tüm samimiyetimle ve hep dürüst olduğum gibi yine tüm düürüslüğümle ve nekadar duyguda yüklenebiliyorsa bu yazdıklarıma hepsini yükleyip yüklemlerime kelimelerime, tümleçlerimi dolaylıyorum bir bir.. hep bende kal sen, ve o hep kıskansın durduğu yerden.. dua ediyorum ve ederkende inşallah hayırlısı bizim gönlümüzden geçendir diye ediyorum, lütfen sende öyle et hep...


:H (L) kız,,,,

28 Şubat 2008 Perşembe

DUYDUN MU DENİZİN SESİNİ YENİDEN...

Duydun mu denizin sesini yeniden...

Kalbin sahile vurdu mu...

Geçirdin mi aşkı içinden,

Karanlığın ortasında yapayalnız kalıp,

Bir gülüşe ömrünü soldurdun mu...

Son görüşünde elveda bile demeden,

Dokunamadan saçının bir teline,

Bakamadan gözlerine

ki o gözlerin içinde ölülerin bile göremediği cenneti görmüştün sen...

Bir yalancı seni unuttu mu...

Attın mı hasretini kalbine...

Gözyaşlarını zamana gömdün mü...

Söz geçirebildin mi kalbine,

Dur diyebildin mi hiç ...

Gözyaşlarını zamana gömdün mü sen,

Sevebildin mi yeniden

Yoksa,

Mesajlarla avundun mu...

Güvenebildin mi bi başkasına daha,

Haykıra bildin mi aşkını kalbini söker atarcasına

Sevebildin mi...

bir kez daha bir gülüşe ömrünü soldura bildin mi...

Dalgalar sahile değilde,

Senin kalbine vurdu mu hiç,

Sen hiç senin olmayan bir şehirde,

Hiç senin olmamış bir aşkı yaşadın mı...

Senin olmayan bir günü yaşayıp,

Gecesinde haykırarak ağladın mı...

Sen Hiç çığlıklarınla kalakaldın mı o gecede ,

Hayatta attığın her bir adımda canın daha çok yandı mı hiç,

Aklından atabildin mi bir kez olsun

O gülüşünü ve seni seviyorum deyişini sana...

O gittikten sonra o tertemiz, masum, engin denizle karıştın mı,

Gözyaşlarınla kirlettin mi onu...

Duydun mu denizin sesini yeniden,

Kalbin sahile vurdu mu...

Aldım dersimi ben aşktan,

Ne bir gülüş nede bir özlem,

Eğer sadece buysa sevgilinin verdiği sana

Bırak koşma peşinden

koşma boşuna...

Zaten mutluluğun peşinde koşarsan emin ol kaçar senden,

Bırak,

Bırak koşma peşinden...

Aşığım dediğin an emin ol kendinden,

Evet, aşkın için savaş,

sonra keşke deme asla,

Ama üzme kendini de,

Biliyorum nekadar ağlama desem de sana,

Durduramazsın içindeki seli

Yaş olup akar gözlerinden

Ve ağlarsın hıçkıra hıçkıra...

Benimkide laf işte ‘bırak , üzme kendini de’...

Ağlarken dökülen her damlada nefretini uğurlayacaksın kalbinden,

Ve yine aşkın kalacak yüreğinde...

Yalnızlığın örtecek üstünü gecelerde,

Geceler boyunca sesinde ‘O’ olacak,

sessizliğinde,

Acılar çekecek perdelerini odanın

Ve bırakmayacak peşini ne hayallerin nede rüyaların...

Geçte olsa giderken umutlarını da aldığını anlayacaksın,

Paylaştıklarını asla geri isteyemeyeceksin artık

Çünkü ‘O’ zaten senin herşeyin...

Özleyeceksin...

Öyle büyüyecek ki hasretin

Tutmaya çalışacaksın kendini ağlamamak için

Gözlerin kızaracak ve yutkunamayacaksın...

Belki ağlamamayı başaracaksın fakat

Bu seferde konuşamayacaksın!

Unutmak zordur aşkta

Bu sözü unutma sakın...

Herşey bir farklı gelecek artık sana,

Güvenemeyeceksin

Belkide sevemeyeceksin bu kadar bir daha!

Bir erkeğin o ağır kalbini anlayamayan birini sevdiğin için ve ‘O’ bu kalbi taşıyamadığı için

Yine sen kaybedeceksin,

Cezasını da yine sen çekeceksin...

İstediğin sadece tek bir zafer miydi senin?

Aşkı yakaladın herşey bitti mi?

Hayır.

Senin derdin sonsuzlukla da değildi,

Anı yaşamak, aşkı paylaşmak, beraber gülüp,

beraber ağlamak, bazen hiç konuşmamak,

bazense hiç susmamak,

gözlerine baktığında herşeyi anlamak,

onla geçirdiğin dakikaları değilde

onsuz geçirdiğin günleri sayıp ağlamak,

buydu işte senin aşk dediğin...

belkide yoktu böyle biri,

bu ağır, hüzünlü kalbi taşıyacak biri

yoktu...

boşver... sen ağlamana bak,

dedim ya nekadar üzme sen kendini desemde

boş,

ağla...

yarım kalmasın hiçbirşey senin için hayatta

sen dolu dolu yaşa aşkı

sevinciyle.... gözyaşıyla...

sadece ağla bugece

ve düşünme,

herşeyi bırak kalbine

o yön versin hayallerine ...

bu gece müsaade et kalbine

unut bütün bildiğin herşeyi,

bırak kendini,

ve ağla

sadece,

ağla bu gece...

26 Şubat 2008 Salı

İşe başlamadan önce iş hayatının zor olacağını ve....

İşe başlamadan önce iş hayatının zor olacağını ve bu zor iş hayatında istenmeyen durumlarla karşılaşabileceğini vebenzeri gibi pek çok telkinle, bir gencin atacağı , daha doğrusu geleceğiyle ilgili atacağı ilk adımın nekadar zor olacağını sürekli söylediler durdular. Tabii bunun yanında o zamanlar ( bayaaa bir zaman oldu ,) bir kız arkadaşımın olması , bir şeyleri paylaşıp rahatlayabilmemin en büyük sebeplerinden de birisiydi, iyi yada kötü.. dedikleri gibi elimden tutacak biri vardı. Efendim ?.. Ailem tabii ki var fakat bu aile meselesi değil herkes bilir ki bir kaçış noktası vardır insanların , aile sevgisi dışında hissettikleri ayrı bir duygu.. bu duygudan bahsediyorum ben.

Her şeyin yanında birde o zamanlar hayal edilen belirli başlı bir iş ortamı vardı kafamda kurduğum, çünkü benim karakterim yapım ve tarzım ayrıca düşünce ve uygulama biçimim hayal ettiğim ortama uygundu. -di’li geçmiş zamanda konuşuyorum çünkü ilk adımımı biraz sendeleyerek attım diyebilirim bu konuda.” Hayalleri olmalı insanın fakat hayallerinin esiri olmamalı insan” , böyle diyordu okuduğum bir kitapta. Bende bunu doğru bulmuştum ve hayalim gerçek olmadı diye yılmak gibi bir lüksüm olmadığını aksine daha fazla çalışıp bu hayali gerçekleştirebileceğimi fark etmem uzun sürmedi. Bu demek değildi ki sürekli sendeleyeceğim , çünkü önümde sağlam adım atmamı sağlayacak planlar var. Bu planları uygulayabilirsem tabi burada benim uğraşımın yanı sıra biraz kısmet devreye giriyor . başarılılı olmamam için tek sebep kendim kalırım. Çalışmamam uğraşmam olur.

Tüm bunlar olurken insan yine bu tek düzeliğin içinde bir kaçış noktası arıyor , özel bir arkadaş olmadığından bu sefer Fenerbahçe sevgisi tavana vuruyor. Maçlara gidiliyor, yenilince üzülünüyor, galibiyette ve her golde sanki daha fazla maaş alacakmış gibi , daha fazla tatil olacakmış gibi daha fazla sağlıklı olacakmış gibi , daha fazla genç yaşanacakmış gibi seviniyorum.
Ancak ben Fenerbahçe yle duygularımı, kız kulesiyle olduğu gibi tek taraflı yaşıyorum. Ben seviyorum, ben seviniyorum, ben üzülüyorum ben ağlıyorum ben bağırıyorum ben sevgimden küfrediyorum ben , çekip gidiyorum, onlarsa bunların hiçbirini yaşamıyorlar ve döndüğümde ikisi de oldukları yerde beni bekliyorlar. Bana beni sevdiklerini, özlediklerini, hata yaptığımı , yanlış yaptığımı söylemiyorlar..söyleyemiyorlar. Yani paylaşamıyorum.

insan için paylaşmak dendiğinde bu 2 madde yada varlığın yapabileceği bir şey.. Biri soğuk biri sıcak 2 madde yada varlığın yaptığı ısı alışverişi bile bir paylaşımdır. Bu yüzden madde yada varlık dedim. Elbette insanlar için bukadar basit değil bu paylaşım olgusu. Olmadı, olmayacak, olamaz ve olmamalı. Basite indirgeyenler hep hata ve zarar içinde olanlar sonradan farketselerde. Paylaşmak dediğinde bunun içinde ilk sırayı alan güven duygusu var. Güvenmesen paylaşmasın.. Şimdi bakıyorum da, benle bukadar şeyi paylaştığına göre güveniyorsun artık. Çünkü insan her önüne gelene anlatmaz kendini , yada oturup 3’e , 4’e kadar yazmaz anlatmak istediklerini. Paylaşmak dediğinde samimiyet de girer işin içine ikinci sırada, bu alay etmemektir bu güven duygusuyla, ve duygularını çarptırmadan anlatmaktır , kendini ifade ederken o beğensin diye değil kendin olduğun için ifade etmektir. Ve söylediklerini dalga ile değil anlayarak , kavrayarak okuyup kale almaktır. Ve tabiî ki tüm bunları yaparken değer vermek gerekir. Buda paylaşmayı ayakta tutan 3 ayaktan üçüncüsüdür. Değer vermek sanıldığı kadar zor değildir, sadece insanın değer vereceği kişiyi önyargıyla belirleme hatasına düşmemesi esastır.





Kimse değer vereceği kişinin onun için hiçbirşey yapmadan değer verilmeyecek bir kişi olduğuna karar verme gibi bir lüksü yoktur. Bu önyargıya girer. Dışarıdan bir insanın nasıl olduğunu bilemez insan. Kesinlikle istisnalar var kendi ruhunun çirkinliği yüzüne vurmuş insanlar ben onlardan söz etmiyorum. eğer insan değer verirken yargısını ilk başta yaparsa bu istisna tuttuğum kişiler dışında hataya düşme payı çok yüksektir, ve bence insanın önüne doğru fırsatlar çok az çıktığından , “ben her şeyi bilirim insandan anlarım” modu ile hareket etmesi, fırsatları bir kenara itip, kendini ondan farklı tutmasıdır. Kimse şahsını diğerlerinden farklı sanmamalı, milyarlarca insanda sadece 1 tanesi ve dünya üzerinde bir nokta büyüklüğü kadar varsın yada yoksun yukardan sana bakıldığında.

Günümüzde gençlerimizin en büyük yaptığı hata ki bu hatadan çok daha vahim bir durum ama ben hata diyorum, ÖZ lerini kaybetmeleridir. İsterseniz buna tarih derslerinden başlayın isterseniz aile olgusundan ama gençlerimiz her ikisini de kaybetmektedirler.. anne-baba ilişkileri zayıf ve kopacak noktada, kendisi dünyadan bir haber, bizden çok daha ileri olduğunu düşündüğümüz medeniyetlerin kültürlerini benimsemekte, Türk örf ve anane lerini yadırgamakta, “artık kalmadı onlar, oda neymiş” türünde laflarla ÖZ ünü kaybetmektedir adım adım. Geleceğim nokta bu değildi elbet, ama anlatmak istediğim bu ÖZ kaybetme meselesi de bu paylaşımı sonlandırmakta ve bizi artık sosyal hayatta sosyal olmayan olamayan güvenemeyen değer veremeyen insanlar haline getirmektedir.

yazmaya başlarken planladığım nokta burası değildi, ancak hayatta da olduğu gibi her şey insanın planladığı gibi gitmiyor. Bazen kendiniz hiç ummadığınız bir girdabın içinden çıkmaya çalışırken, bazense dupduru bir suyun yatağında suyun kaynağına giderken buluyorsunuz. Hayat size seçim şansı vermiyor demek yanlış, insan iradesi ile olayları değiştirme şansına sahip, seçim hakkı var ama bu seçim hakkının gri rengi yok. “Ya tamam ya devam” gibi tüm seçenekler , ya sağdan ya soldan , ya ileri ya geri, ya gidelim ya kalalım. Ortası yok seçimlerin hayatın önümüze koyduğu. Ve bu seçimleri yaparken kendi kişi ve karakteristik özelliklerimize göre bu seçimleri yapıyoruz , düşüncelerimize inanış biçimlerimize göre, buda bizi iyi yada kötü sıfatlarını insan sıfatımızın başına almamızı sağlıyor. Seçimlerimiz..

Dedim ya, gelmek istediğim nokta burası değildi diye. Aslında hayatımda hep virgüller oldu benim, nokta koyduklarımsa bir daha hiç bahsi geçilmemek üzere o cümlelere hapsoldular. Çünkü değer verdikten sonra , o değeri hak etmeyen insanlar oldukları görüldüğünde , nokta onlar için olabilecek en iyi son. Hiç 3 noktam yok desem yalan olur, var hikayenin sonunu getiremediğim anlar oldu, ama bu anlar , kelimelerimi bana hüznün getirdiği , yada mutluluğu ailemle paylaştıklarımdı hep. Yani 3 noktalarımı ve virgüllerimi saklıyorum hala ben paylaşmak sevgi ve aşk adına.

Evet sanırım bir 1o5 dakika geçti , yukarıda ki paragrafın noktasını koyduğumdan beri.. telefonlar , tablolar, sunumlar, raporlar, derdini anlat, yardımcı ol derken , ancak toparladık.

Nerde kaldığımı ve nereye varmak istediğimi çok iyi hatırlıyorum çünkü değer verdiğim şeyleri asla unutmam. Gerçi nerde kaldığın yukarda yazıyor diyebilirsin ama hatırlıyorum ben zaten oraya bakmadan.

O paragrafın son cümlesiyle başlayalım ozaman..

…Yani 3 noktalarımı ve virgüllerimi saklıyorum hala ben paylaşmak, sevgi ve aşk adına.
Tüketmelerine , bende ki inancı tüketmelerine izin vermedim vermemde ve keşke yapmasaydım dediğim hatalarımda olmadı.. çünkü ben inanıyorum ki karşımdakinden bir şey bekleyeceksem eğer dürüstlük , samimiyet, inanç, gerçek duygular, sahte bakmayan gözler..ben öyle olmamalıyım ne geçmişte ne şimdi ve nede gelecekte..ancak bu şekilde karşımdakinden bunları isteme hakkım doğar.. eğer ben yapmam gereken yanlışları geçmişte dahi olsa yaparsam ve şimdi karşımdakinden bunu beklersem, bu ona yapacağım en büyük haksızlıklardan biri olur.

Bu yönden şanslıyım çünkü karşımdakinden bekleyeceklerimin hepsini hakkımla isteyebilir ve bekleyebilir durumdayım.

Kimsenin hayatına müdahale olmak değil bu. Beni kalbine alan insanın benim için yapacağı fedakarlıklar, ki kalbine almayı göze aldığı sevgisinin büyüklüğünü gösterir. Bu yüzden bu fedakarlıklar.. Olmazsa olmazı sevgiler. Bunun yanında fedakarlıklar derken bir insanı değiştirecek fedakarlıklardan bahsetmiyorum evet belki değişir insan ancak bu karşı taraftakinin istemesi ile olmaz, kendi istediği için olur, zaten değişecek diye bir kişiyi sevmek.. Yapılacak en son şeylerden birisidir. Benim bahsettiğim fedakârlıklar ve olmazsa olmaz dediklerim, karşındaki için göze aldığın şeylerdir.

Sevgi ve aşk beklentiler üzerine kurulu değildir. Bu yüzden bir şey yapmasını bekleyerek hareket etmek, kendine haksızlık, karşındakine saygısızlıktır. Beklenti içine girmek önce gurur yapmaya sonrada hayal kırıklığına yol açar. Karşılıksız yap ancak mutlaka seviliyorsan karşılığını alacağını bil. Önemli olan budur. “Dürüst insan sabreder.”. Sevginde ve Aşkında dürüstsen sabretmenin ne güzel bir olgu olduğunu muhakkak görüyorsun.

Evet, belki sabrının sonunda olaylar senin istediğin gibi gelişmeyebilir, ancak sen karşındakine hak ettiği değeri ve sevginin hakkını her şeyiyle vermiş olursun. Sevgini doyasıya yaşamış olursun. Yani aslında kaybeden değil, kazanan, ders alan taraf olursun. Yanlışların varsa tartar değerlendirir, aynı yanlışı tekrarlamamak üzere silersin. Haklısın üzülebilirsin öylede olur zaten ancak göz yaşı ; kalbinin odalarını , şehrin sokaklarını temizleyen yağmur gibi temizlemez mi ?.. Bu şekilde atabilmen daha kolay olur içinde her ne varsa ona dair. Ve neden tuzludur ki gözyaşı ? ben söyleyeyim biliyorsan bile.. tuzludur çünkü kalbindeki yarayı öyle fazla ve derin acıtır ki , sevginden dolayı duyduğun acıyı unutursun , gözyaşının kalbini yaktığı acıyla.. elbette bu acı onun yüzündendir fakat gözyaşı kalbine aktığı gibi yanaklarından süzülür dışarı.. her bir damlada ona ait ne varsa uğurlarsın.

Ne diyordum daldım gittim yine ben, kafamda şimdi beliren birkaç şey daha var, insanların kelimeleri (sevgi, aşk, canım, her şeyim, sevgilim gibi.. ) küçük duruma düşürüp basitleştirmesi..

(DEVAM EDECEK..)
© ®

30 Ocak 2008 Çarşamba

gözlerimden düşenleri sen görme istemem,
sözlerim manasız, ne farkeder giysem kefen,
giderkenki bakışın hala kalbimde,
neden bu ayrılık şimdi , neden bu şehirde..